30 Nisan 2010 Cuma

İntihar etmek üzere olan bir adamın beyin gel-git'i.--

Melankolik bir adamım, evet.

Mutsuz değilim. Melankoli hüznün mutluluğudur.

''ressam sus!
söz bende
doğasındayım kokumun
molozdum
dökük sırtımda
burnum kırmızı
havadan
uzattım yerimi
toprak geniş
ne diye çizersin
sustu çöp
kılından acıdı koku
doğasından aldım
söz sende
akışkanlığınıza döküldüm
hadi şimdi çiz
darlığımda
ne kadar genişim''

Hayır öyle değil! Eğer dizlerine çekiç vurulduğuna refleks vermiyorsan, bedenin 30 derecede ise, korkutulduğunda refleks göstermiyorsan, kan dolaşımın durmuşsa, en sevdiğin dram filmine ağlayamıyorsan zaten biyolojik olarak ölmüşsündür. Sorduğun soru insandan insana göre değişecektir. Ben tam cevabını bilmiyorum sorunun, sadece inanıyorum. Ölenlerin bizleri terk ettiğine inanmıyorum. Nedenini bilmiyorum. Çünkü ölümün bu dünyanın belirsizlik konsolosluğu olduğunu söylüyorum. Sadece inanmıyorum.

Önemli olan şudur. İçinizdekiler yavaş yavaş gittiğinde, tükenmeye başladığında, artık her sabah kalktığınızda neden kalkıyorum ki ben diye kendinize sormaya başladığında, sevgilinin kalp atış sesini dinlemekten bıktığında, yeni güne, yeni insanlara, yeni umutlara, çocuğunun ilk kız/erkek arkadaşıyla gittiği ilk aşk filmini sana anlatmasına, mutluluğa, huzura karşı bir istemsiz cephen varsa RUHEN ÖLMÜŞSÜNDÜR. En kötü hastalığın son altın vuruşu gibi her gün seni öldürüyordur.

Bedenen ölüm olduğu gibi ruhen de bir ölüm vardır.

Asıl terk ediş budur. Bunca acı, bunca keder, hayatın toplam pisliği sadece iki kelimede birleşir.

Bedenen bir ölümü tercih ederim ben de işte. Eğer bu ölümde de terk ediş var ise, en azından doğanın kanunu bu. Vicdan azabı çekmem neden kendim için çabalamadım diye. Uzun süredir çabalıyorum.



'''ressam,
sevgili kadar merhamet ister
tutuklu kalmak kar güneşinde.'''

---

Psikiyatri hastalarını ne bekler?

Fatura.