26 Şubat 2010 Cuma

Vicdani Red.

Askerlik sınır bekleme ve adam öldürme sanatının adıdır. Militarizm ise askerî varlığın savaşma ve sınır bekleme işlevleri dışında diğer toplumsal, ekonomik, siyasal olaylara müdahalesi, yaptıklarının uygulanması ve kabul görmesidir. 1930lardan sonra resmi tarih yazıcıları sayesinde askerlik bir gereklilik ve vazife olmaktan çıkarılmış ve Türk milletinin ırkî ve kültürel bir uzantısı olarak genlermizde rol oynamıştır. Bu kaymanın sebebi ise cumhuriyetin kuruluşundan sonra vatandaşlık ülküsüne dayalı milliyetçilikten etnisiteye dayalı milliyetçiliğe geçiştir. Resmî tarih yazıcıları öylesine uyutmuştur ki bizleri, bu şekilde askerliğin tartışılamaz bir gerçek olduğunu benimsetmiş, askerliği ve ordu-millet kavramını sorgulamak Türk kültürünü sorgulamak demek anlamına gelmiş ve -sümme haşa! çektirtmiştir. Halbuki askerlik aynı din gibi otoriter ve hiyerarşik bir düzendir.


Zira, geçmiş yüzünden yıllardan beri var olan vicdani red kavramı Türkiye'ye de uğradığında şaşkınlık yaşanmış ve egemen güçler vicdani redçileri marjinalize ve kriminalize edilen bir azınlık olarak görmüşlerdir, sayelerinde toplum da öyle görüyor. Bakınız: Yılmaz Özdil hayranları, ''Her Türk asker doğar'', ''Vatan sağolsun'' edebiyatçıları.


Halbuki orduya asker yetiştiren anneler, başka evlatların çocuklarını katlettirmiş olurlar...


Vicdani red, bireyin ahlakî tercih, dini inanç ya da politik nedenlerle askere gitmeyi reddetmesidir. Bunun yerine eş zamanlı kamu hizmeti tercihleridir. Savaşmayı suç ortağı olarak görmektedirler.

Suça dahil olacak mısınız?

21 Şubat 2010 Pazar

Anne, neden doğurdun beni?

Her Türk asker doğar.

Her Ermeni döl doğar.

Her Rum tohum doğar.

Her Kürt pis doğar.

Her Çerkes sahtekar doğar.

Her Suudi Arabistanlı terörist doğar.

Her Gürcü domuz doğar.

Her Yahudi Allahın belası olarak doğar.

Her Norveçli balıkçı doğar.

Her Rus komünist doğar.

Her Arjantinli tangocu doğar.

Her Amerikalı dış mihrak olarak doğar.

Her Alman Nazi doğar.

Her Japon samuray doğar.

Her Kolombiyalı kahve çekirdeği doğar.

Her Brezilyalı futbolcu doğar.

Her Bulgar katil doğar.

Her Hristiyan gaddar doğar.

Her Azeri alçak doğar.

Her Finlandiyalı Rock'çı doğar.

Her İngiliz Robin Hood doğar.

Her Aborjin modern Avusrtalyalı olarak doğar.

Aslında her Filistinli şanssız, her gün güneş doğudan doğar...

20 Şubat 2010 Cumartesi

Eski sevgilinin MSN'de oturum açması.

ölümsüzlük ve gerçek aşk kavramları bu dünya için ütopik kavramlardır. zaten sağda solda cinsellikten ileri gitmeyen problemli ilişkileri görünce ilişkiyi oluşturan ademoğullarını yakmak, evlerini kurşunlamak, kendilerini sarsmak ve ''kendinize gelin!'' demek istiyorum ama pasifistim. pasifist olmasam yapıcam zaten. bu tip insanlar beni üzmez. beni üzen dünyanın en güzel sesi nedir diye sorduğunuzda ''sevgilimin kalp atış ritmi'' diyen ufak bir kitlenin bir takım sebeplerden dolayı birbirlerinden kopması, kalp atış ritmlerini unutmaları. al işte X taze bir biçimde o durumda. PTT'nin sevmediği, benim de sevmediğim MSN denen icadı açar sonra. Y çevrimiçi fakat dışarıda gözüküyor. acıklıdır.önce X yutkunur. sonra eğer çevirimiçiyse durumunu dışarıda yapar. aslında içinde ve dışında hiçbir şey olmayandır. bomboştur. ''ben insanlarla konuşuyorum, sosyalim'' havaları yaratmak sadece kafa karışıklığındandır. Y'nin, eski sevgilisinin üzerine tıklayıp avatarına bir bakar, sonra iletisini okur. öyleyece bekler,o arada zaman geçsin diye habire masaüstüne dönüp sağ tık yenile yapar. sonrada bol bol msn anasayfasına döner korkak korkak. çıkmasını istemez çünkü msnden. konuşmasın ama dursun orada. orada olduğunu bilsin yeter gibisinden. sonra artık bu boş beklemelere karşı koyup tam tüm gücünüzü toplayıp bir "slm" yazma girişiminde bulunduğunda yüzünüze okkalı şekilde "Y oturumu kapadı " yazısı ilişir gözüne. sonra kaldığı yerden masaüstüne dönüp yenile yapmaya devam edersiniz.

Ben mi ne yaptım?

Hiç.

Öss sonucunda Hogwarts Büyücülük Okulu'nu kazanmak.

gryffindor: buraya sayısalcı öğrenciler gelir. binanın girişinde ''buraya geometri bilmeyen giremez'' yazar, bilmeyenler ise bir süre sonra kendini belli eder, okuldan 20 km uzakta bir muggle dershanesi vardır, oraya giderler, kuşku çekmemek için ''finalle sizde kazanacaksınız'' tişörtleri giyerler ve muggleların yanında otobüs geç geldi, vizeyi kaçırdım muhabbetleri döner. slytherinleri sevmezler, siyasi görüşleri genel olarak farklıdır, özellikle voldemort'tan kurtuluş bayramında(31 şubat) sihir bakanlığı okula ruh emici yollar, geçen sene 30 öğrenci göz altına alındı, bina tatil edildi.

slytherin: buraya sözelciler gelir. sözeli bilerek seçip gelmişlerdir, hırslı insanlardır. binanın girişinde ''tarih kâinâtın vicdanıdır'' yazar. sihir tarihi özellikle zor gelmekte hagrid ile yapılan coğrafya dersleri ise yasak ormanda geçmektedir. geçen sene bir çocuk tek boynuzlu at tarafından kaçırıldı, hogwarts emniyet müdürü celaleddin jarrah ''ailesi sahip çıksaymış'' dedi. bu yüzden öss puanı buranın düştü, harçlar arttı, öğrenciler boykot ettiler, ruh emiciler filan geldi.

rawenclaw: buraya eşit ağırlık öğrencileri gelmektedir, sembolü sırf kartal olduğu için gelen beşiktaşlı öğrenciler vardır. ayrıca ata sporu olan quidditch güreşi'nde yıllardır 1. olmaktalar, çarşı taraftar grubu da yalnız bırakmamakta tabii. öğrenciler genel olarak inektir, akıl ve zekaya önem verir, öss ilk 500ünün 400ü buraya geliyormuş, dambıldor'un yalancısıyım.

hufflepuff: geçen sene açıldı, yds ile öğrenci almaktadır, neler olacak göreceğiz ama bana göre okulun en ezik binası olacak, ama yatay geçişle gryffindor olabilir umudunuzu yitirmeyin gençler, eğitim sistemi afedersiniz ama sikik zaten.

Türkiye kendi çocuklarını mahvediyor.

Çocukları hiçe saymayın. Yağmuru severim. Yağmura bakarak Djivan Gasparyan dinlemeyi daha çok seviyorum. Müziği hüzünlü çünkü. Kendisi dünyaca ünlü Ermeni duduk virtüözü bildiğiniz üzere..Neyse, e-mail kutuma bakıyorum da gelen mesajlarıdan bir tanesi aynen şu şekilde:

''Aşağlık herif, sen bir Ermeni diaporası üyesi, hümanist, kendine aydın diyen, gavur parasıyla üç kuruş etmeyen, kan emici, en az on beş babası olan omurgasız bir yaratıksın!''

Hıyanet-i Vataniye yapıyormuşum, ah bu ben yok mu! Uğruna ölmeyeceğim bir ülke düşlemek gibi bir hatam var galiba. Biraz düşündüm de, mesajı gönderenin İsrailli bir pervasızın gönderebileceğini düşündüm, nedense. Ya da Djivan Gasparyan dinlediğim için ''Ermeni dölü'' olduğumu düşünen bir tür İsmail Türüt de göndermiş olabilir.....İsrail işgali altında yaşayan Filistin halkının direnişine bir sembol aranacaksa, bu kuşkusuz taş atan çocuk imgesi olurdu. Bir tarafta tanklar, silahlar (bom!) diğer tarafta ise silahsız, ezilmiş bir yoksul halkın var olduğu bir asimetrik savaşı düşünüyorum da, taş atmak....Filistinliyiz. Türkiye'de Kürt sorunu'nun çözümsüzlük içinde beşikte sallanmasının bir sembolü olacaksa bu kuşkusuz taş atan Kürt çocuğu imgesi olurdu. Ancak bizim ülkemizde, güzeller güzeli Türkiye'de, Filistinli çocuk ile Kürt çocuğu bir görülmüyor. Sorun acaba içimizde olduğu için mi? Her Kürdü potansiyel Pkkli yaptığımız için mi? Başka bir şekilde, her çocuğu otomatikman terör destekçisi yapmak nedir?

Türkiye, 2 Eylül 1990'da yürürlüğe girmiş olan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesini 14 Eylül (yanılmıyorsam) 1990'da imzaladı, 4 Nisan 1995'te de taraf oldu. Ancak bu süre zarfında tarafı olduğu sözleşmeyi ihlal etti çok kere.Resmi rakamlara göre yazıyorum, 342 Kürt çocuğu devlet eliyle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde öldürüldü. Mizgin Özbek, Rozerin Aksu ve Ceylan Önkol bunun en bilinenleri. Devlet eliyle öldürülenlerin işledikleri cinayetlerin, ihlallerin hesabını kimse hiçbir zaman vermedi. Bilakis, 2006'da Terörle Mücadele Kanunu'nda (TMK) yapılan değişikliklerle 3.000 Kürt çocuğu yetişkinlerle aynı koşullarda sorgulanyor, tutuklu olarak yargılanıyor ve 90 yıla varan cezalara çarptırılıyorlar. Ağır ceza mahkemelerinde yargılanıyorlar, ceza mahkemelerinde de değil. Yargılandıkları süre boyunca yetişkinlerle aynı cezaevlerinde kalıyorlar, gerek sorguda gerek hapishanede kötü davranışlara maruz kalıyorlar. Üstelik sadece gösterilere katıldıkları ve taş attıkları iddiaları nedeniyle. Dahası, bu gösterilere katıldıklarına dair bir delil de bulunmuyor, çocukların %57'si gösterilerden değil, okullardan ve evlerden toplanıyor. Elleri kelepçeli götürülüp getiriliyor (Çocuk Koruma Kanunu'na muhalefettir bu durum), adliye nezaretinde temel ihtiyaçlarından mahrum bırakılıyor, 18 yaşından küçük çocuklar çocuk mahkemelerinde değil, ağır ceza mahkemelerinde yargılanıyorlar, pedagojik destek alamıyor, öğrenimlerini bırakmak zorunda kalıyorlar. Bir TMK mağduru çocuk şunu aktarıyor: ''Sağ olsun devlet baba koca bir savaş kuşağı daha yetiştirdi. Valla Pkk ne kadar uğraşsa bu kadar yapamazdı. 15inde gir içeri, 20lerin ortasında çık, ne yapacaksın, ne edeceksin, nasıl yaşayacaksın hiç birinin cevabı olmayacak, zaten içeride heba olmuş yılların getirdiği bir öfke duruyor olacak, bir de işsizlik eklendi mi, al sana saatli bomba...''

Çocuklar için Adalet Çağrıcıları aktivistleri sizlerin de desteğini bekliyor: http://www.cocuklaraadalet.com/

İzmir'de, oraya yeni gelmiş Doğulu bir çocukla tanıştım, aramızda diyalog şu şekilde: ''Sizin orada çocuklar taş atıyor, devlet sonra da ambargo koyuyor yaşamlarına.'' ''Ambar bilmem de ağbi, buradaki çocuklar taş atmıyor mu?'' ''Hayır, daha doğrusu ben hiç şahit olmadım.'' 'Peki buradaki çocuklar ne oynuyorlar?'' Djivan Gasparyan aklıma geldi.