29 Haziran 2010 Salı

festus.

mor ve ötesi'nden festus'u dinliyorum şu an.

kim miyim?
emniyette bir zenci.

kendisi bir dünya vatandaşı. 2007 yılında istanbul'da uyuşturucu taşıdığı iddiasıyla gözaltına alındı ve emniyetten cesedi çıktı. dariusz witek gibi. mustafa kükçe gibi. festus okey'in ifadesini alan lacivert ordu mensubunun silahından çıkan kurşunla öldürüldüğü belirlendi balistik raporu sonucunda. ardından işleyen süreçte cinayeti açığa kavuşturacak kamera kayıtlarının ve festus'un ne kadar uzak mesafeden öldürüldüğüne ışık tutacak olan kanlı gömleğinin ''kaybolduğu'' ortaya çıktı. olayın üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen dava ilerleyemiyor. çünkü davaya müdahil olmak ve festus'u savunmak isteyen avukatların talebi reddedildi. lacivert ordu mensubunu savunan avukat ise ''bu kişinin adı festus okey değildir, kendisi kaçak vize ile gelmiştir'' savıyla festus'un detaylı bir analizinin yapılmasını talep etmişti. ama nijerya, 10 duruşmadır, 3 yıl boyunca cevap vermemekte. türkiye devleti ise festus'a bir avukat dâhi atamıyor.

ayrıca, festus okey'in öldürüldüğü günün gecesinde hazırlanan "olay yeri zabıt tutanağı"nı düzenleyenlerden biri, olayın sanığıymış. yani şöyle oluyor, lacivert ordu mensubu önce festus okey'i vurmuş, ardından da bu olayın soruşturmasında görev almış.

ne diyeyim? harun desin bence:

beyoğlu artık güvenli
lacivert ordu beni de yendi.

8 Haziran 2010 Salı

ermenilerden özür dilemek ve 'hepimiz ermeniyiz' sloganı üzerine.

başbakanlık arşivinin içerdiği belgelerde ermeni tehciri konusunda çalışmak isteyen biri için başbakanlık osmanlı arşivindeki dahiliye nezareti şifre kalemi belgeleri çok önemli bir kaynak zaten, yusuf halaçoğlu da buradan faydalanmıştır. bunlar esas olarak merkezden taşraya çekilen kısa telgraflardır. ancak bugün bu evraklar arasında, doğrudan ermeni sürgünleri ile ilgili evrak neredeyse yoktur. bu evrakların nerede oldukları bilinmiyor.

bir ikincisi, osmanlı meclis-i mebusanı tarafından, savaş yıllarında hükümet üyelerinin savaş ve tehcir ile alakalı suçlarını araştırmak amacıyla oluşturulan bir komisyona ait tutanaklar da önemlidir. bu tutanaklar istanbul meclis-i mebusan matbaası tarafından bastırılmıştı. bir sonraki basımı ise 1988 yılındadır. ancak yine meclis tarafından ermenilere yönelik tehcir ve katliam olaylarını lanse ettirmemek amacıyla amacıyla 1918 tarihinde kurulan tedkik-i seyyiat komisyonunun belgelerinin nerede olduğu bilinmiyor.

bu gibi çelişkiler osmanlı arşivlerinde mevcuttur. dahası, neden özür dileniyor? adına ister soykırım diyelim ister bok diyelim. burada izah edilen şudur. 5000 bilmem kaç kişiden oluşan taşnak ve hınçaklar ayaklanmaya katılsın, köyleri basıp masumları kaynatsın ve bütün bir halk suçunu çeksin. sizce bu doğru bir anlayış mı? göç ettirdiğin 8 yaşındaki çocuk, sakat genç, 60 yaşlarındaki teyzeyi 50 km yürüttükten sonra bayıltırsınız. 100 km. sonra öldürürsünüz. sizce bu olayın mimarları anadolu'nun kış ve yaz şartlarını düşünmeden mi böylesine kararlar almışlardır? bunları geçelim. cumhuriyet tarihi'nde azınlıklara yapılanlar peki? ermenileri kötülemesi için ermeni öğrencilerden kompozisyon yazmaları istenmemiş midir? ermenice olan yer ve bitki adları bölücülükle suçlanıp değiştirilmemiş midir? taşnakların ve hınçakların örgütlenmediği şehirlerde neden ermeni vatandaş tehcire ve ölüme yollanmıştır? neden ülkede halen "ermeni dönmesi" , "ermeni dölü" ve "besleme " gibi aşağılama niteliği olan kelimeler devlet kademesinde bile kullanılmaktadır? madem ermeniler türkleri kesti, neden anadoluda yoklar?

olaya bambaşka bir yönden bakalım. devlet yetkilileri doğu illerinde okul hastane gibi tesisler açtığında, açılışı yaparken onları aval aval dinleyenlerin gözlerinin içine bakarak, nedense sözü allayıp pullayıp şu cümlede noktalıyorlar: ''hepiniz bu ülkenin birinci sınıf vatandaşlarısınız.''

rasyonel düşünebilen bir insan bundan rahatsız olmaz mı? çünkü benözüm bu ülkede yaşayan ve de etnik kökeni değişik diğer vatandaşlardan kendimi farklı görmüyorum. sadece vatandaş olmayı tercih ediyorum. illa birinci sıfatıyla onurlandırmayı zül addediyorum. çünkü azınlıklara empati kurmak gerekirse bu ülkede bir gün kendilerine birinci sınıf vatandaş damgası vurup sözde onları onurlandırmayı bir bakıma hüner belleyen yetkili ağızlar, bir başka gün, bir başka vesile ile ''birinci sınıf''çılıklarının üstüne bir çarpı çizerek ermeni dölü, kart kurt diyor, böylece kendilerince haklarında fetva çıkarabiliyorlar. böylece ne oluyor?

ruh halinin güvercin tedirginliği.

kimsenin birinci sınıf köfteci olma ihtiyacı yok. samimiyete ihtiyacı var. hepimiz ermeniyiz de bu samimiyetten türemiştir. siyasetten anladıkları 'bordo bereliler' 'dış mihraklar' ve de 'dto' olan insanların asla anlamayacağı bir slogandır. orada gösterilen tepki faşizmedir, yıllardır pratikte ikinci sınıf vatandaş muamalesi görülen insanlara yapılan ayrımcılığın sahiplenilmemesindendir. 100 sene kadar önce başlayıp önü alınamadığı için hayatımızın bütün alanlarında kronikleşen bu hastalıktan azıcık da olsa kurtulmamıza vesile olur dileğiyle özür diliyorum. ermenistan'dan ise 1900lü yıllarda ermeni çetecilerin öldürdüğü güzelim insanlarımız ve de asala'nın katlettiği insanlarımız için adım atmalarını istiyorum (avustralya'dan atılmıştı zaten). gelin görün ki, milliyetçilik denen fikir yüzünden burada özür dileyen aydınlar nelere maruz kalıyorlarsa aynı şekilde türk bayrağı yakan ermeni milliyetçileri de empati kurabilen insanların tepesinde bitiyorlar. herhangi bir nedenden dolayı genel çoğunluğa göre farklıysanız tehdit altındasınızdır. bu tehdit sizi ya ezer geçer, ya hayata küstürüp yalnızlaştırır, ya da teslim olmanıza sebep olur. ezip geçilen birisi var ki, milyonlarla ifade ediliyor.

evet, hranttan bahsediyorum. onun ardından gelen hepimiz ermeniyiz sloganı ne demek? neyi anlatıyor?

sen eğer Hrant olayını kınıyorsan bu kâfi zaten. bu sloganı onaylamak zorunda değilsin. bir de karşı taraf var ki,Plan yapmayın plancılar, derin devletçiler, ırkçılar ve bilimum Kemal Kerinçsizlerden oluşuyor. Sen olayı kınıyorsan ne olduğunun çok da bir önemi yok. Buradaki slogan etnik köken olarak Ermeniliğe heveslenildiği için değil, Hrant'ın Ermeni kimliğini vurguluyor olması, soykırım tartışmalarında inandığı doğrulardan taviz vermeden iki halk arasında kimilerince kurulması imkânsız olarak görülen dostluğun ve kardeşlik bağının oluşturulmasına çalışıyor olması ötüründen öldürülmüş olmasından dolayı doğdu. Buradaki temel durum o insanın neden öldürülmüş olmasından dolayı doğan empatiden başka bir şey değil. O slogan zaten yıllardır o insanların burayı kendi evleri gibi görmesine rağmen ırkçılar ve milliyetçiler tarafından dışlanması sebebiyle de var oldu.

Eğer yaşadığım ülkemde ılımlı, masum ve hümanist bir insan Ermeni olduğu için öldürülüyorsa evet Ermeniyim. Ceylan Önkol çocuk yaşta ölüyorsa dağda gezerken evet Kürt'üm. Türban yüzünden insanların eğitim hakkı elinden alınıyorsa evet türbanlıyım.

Bir takım zihniyetin asla anlayamayacağı slogandır ''Hepimiz Ermeniyiz''. Etnik kimliklere takıntılı desteksiz sallayan insanların asla anlayamayacağı slogandır. Hayır öyle bir hava estirildi ki sanki sloganda " Türk değiliz biz hiç, şehitler falan ıyy ama Ermeniler mükemmel" deniyor..Öyle bir şey yok. Sanıyorum ben de Türk'üm, ee ne olmuş? Utandım mı? Hayır.

o sloganın amacı faşizme gösterilen tepkidir. Yıllardır ikinci sınıf benzetmesi yapılan Kürt, Ermeni, Gürcü, Çingene, Alevi gibi azınlık gruplara yapılan aşağılanmanın sahiplenilmemesidir. Siyasetten anladıkları "bordo bereliler" " dış mihraklar " "dünya Türk olsun " üçgeninin dışına çıkamayan insanları feci bir şekilde rahatsız etmiş bu slogan ki bu rahatsızlık, verilmek istenen mesajın alındığını gösteriyor

3 Haziran 2010 Perşembe

iyi de bizi araplar arkadan vurdular zamanında.

araplar bizi arkadan vurdular.

bir takım zihniyetler tarafından son yaşanan olaylar sebebiyle yine hortlatılmış söz. neymiş efendim zamanında ingilizlerle işbirliği yapmış, hak etmişler. neyse ki sinirimi klavyem emiyor da küfür aktarmıyorum. zaten şu ana dek hiç küfür yazmadım. öncelikle, mavi marmara israil'in yaklaşık 150 km. ötesinde israil karasuları dışında uluslar arası sularda ilerlerken israil saldırıyor. gemiye, komandolar, helikopterle inerken de çatal bıçakla saldırıya uğradığı için güç kullandıklarını söylüyor. yahu sen komandosun, her tarafın silahlarla dolu, adam seni çiçekle mi karşılayacaktı? daha sonraki yaralı bir asker hastanede gazetecilere kendisine bıçakla saldıran insanlar için ''gördüm ve tetiği çektim.'' diyor. bu can alıcı bir sözdür. çatal bıçakla saldıranı görmüş ve tetiği çekmiş. tetik çekmenin de bir usülü var değil mi aylarca komando eğitimi alan topçu çavuş? önce ihtar edersin, durmazsa bacağından vurursun. ölen insanlardan birisi 19 yaşında ve başından beş tane mermi çıkmış, komandoların niyeti dünden belliymiş. konuyu dağıtmadan toparlarsam, 2006 yılında israil'in de tanıdığı bir seçim yapılıyor filistin'de ve hamas açık ara farkla kazanıyor. sonra da hamas terör örgütüdür deyip israil ablukaya alıyor, gelen yardımları da ya bizim limandan geçersiniz ya sizi öldürürüz mesajı veriyorlar. dikkatinizi çekerim, israil limanına sevk edilen yardımların %78'ine el koyulur. duvar inşa edersin, mısır'a sınır kapılarını açmaması için diplomatik baskıda bulunur ve o filistinlilerin geleceklerine de ambargo uygulanır. an geliyor lübnan'ı yerle bir ediyor topraktan bebek cesetleri çıkıyor. bu kadar devlet terörü uygularken, insanlık suçu işlerken hâlâ hasta hasta milliyetçi duygularla nasıl oluyor da ''araplar bizi arkamızdan vurdu'' diyebiliyorsun? evet araplar bizi arkamınzdan ingilizlerin desteğiyle vurmuşlardır ama yıllar sonra o ingilizler özal'ın davetiyle körfez savaşı zamanında çekiç güç kuvvetini oluşturmuşlar ve arapları bir güzel bombalamışlardır. neyden bahsediyorsun? ingilizlerin tutarlılığından mı? fransız ihtilali'nden etkilenen onlarca ulusun kendi ulus devlet kurma çabalarını mı? ingilizler bu işi sadece petrol yüzünden yapmıştır. bu devletlerin emperyalist oyunlarında bir zamanlar kukla rolü üstlendiği için araplar insanlık suçlarını, ambargoyu, ölümleri vesaire hak etmiştir, israil o kadar suç işlemiş bal gibi meydanda, hâlâ geçmişe takılanlara diyenlere diyecek bir şey bulamıyorum.

http://idfspokesperson.com/2010/05/31/pictures-of-weapons-found-on-the-mavi-marmara-flotilla-ship-31-may-2010/

İsrail hükümeti gemide bulunan delici ve kesici aletler adı altında bunları sergiliyor dünyaya. O demir sopalar mesela inşaat malzemesidir. Ve de örneğin ancak ve ancak balıkların pullarının temizlenmesi için kullanılabilecek bıçakları ve ingiliz anahtarı falan sergilemişler. Bunların toplu bir biçimde mutfaktan alınıp sergilendiğini düşünüyorum. Çünkü şu ana kadar yaralı olan İsrail askerlerinin hiçbirisi bıçakla yaralanmamış (bu yanlış bir bilgi olabilir sadece duydum) Ama şu var, Mavi Marmara'nın yola çıktığı Antalya gümrüğü bütün malzelerin ve insanların X-Ray cihazından temiz geçtiğini belirtmiş. O fotoğrafta ortada ise Yemenlilerin geleneksel bir kaması var, onu ise açıklayamacağım, o gerçek bir silah. Ayrıca şöyle bir çelişki de var, operasyondan önce silah taşındığı idda ediliyor İsrail hükümeti tarafından (alttaki link), engelleme sebebi bu gösteriliyor Gazze'ye giriş için, peki nasıl bir cesaretle askerler ipten süzüle süzüle inebiliyorlar güverteye? O silahların bir kilidi var da sadece Gazzeliler mi çalıştırabiliyor? Ve de nasıl bir direniş olmuştur ki 19 yaşında Türkiyeli bir fen lisesi öğrencisinin kafasına 4, göğsüne ise 2 kurşun isabet ediyor? Yemenli bir görgü tanığı İsrailli bir askerin yaralı bir insanın kafasına ateş ettiğini görmüş, ne kadar doğru bilemiyorum.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=999830&Date=31.05.2010&CategoryID=81

Şu linkten de görülebileceği üzere İsrail'in gemiye helikopterle asker indirmesinin sebebinin bu yardımı yapan derneğin bir nevi Hamas'ın kolu gibi davrandıkları, bölgede silah ticaretinin koridorunu açması, bölgeye silah taşıma iddiasında bulunuyorken gemide bulunanların bizzat sergilenmesi İsrail'in kendini meşru olarak gösterdiği iddiaları çürütttüğünü düşünüyorum.

Yardımı yapan örgüt hakkında ise şöyle diyebilirim; İhh'nin pis kokan bir örgüt olduğunu düşünüyorum. Enternasyonalist Marksistlerin ezilen-ezen edebiyatı altında, onları da kullanarak vicdan maskesi altında kendi kokuşmuş siyasetlerini yapıyorlar.

belki de ilk defa küfretmeliyim. hâlâ mı araplar arkadan vurdu diyorsunuz? siktirin gidin.

devlet terörü.

katıldığım ve her daim varlığına inandığım söz öbeği ki şu sıralar israil için çok popüler. ve de bu olayın devletin bekasını her şeyden önce tutan ulusalcılar-milliyetçiler için çok güzel bir turnusol kağıdı olmuştur.

son günlerde israil'i protesto adı altında antisemitist söylemler geliştiren ve alt kümesi olduğumuz devleti yücelten bu tür insanların anlayamacağı sadece, israil'in değil herhangi bir devletin, kendi yaşadığı topraklar içerisinde veya işgal ettiği bölgelerde düşman olarak belirledikleri unsurlara göz açtırmayacağıdır ve buna türkiye cumhuriyeti de dahildir. örneğin, türkiye'nin de kürt sorunu var. silahlı çatışmaların en yoğun olduğu zamanlarda ohal vardı. insanların köyleri yakılıyor, zorunlu göçler, dağa çıkanların yaptığı zorbalıklar sebebiyle araf'ta kalan yerel halk fazla derecede tüketim vesaire yardımına muhtaç seviyedeydi. o zamanlar yurtdışından onlarca gemi ve yüzlerce insan gelseydi türkiye kontrolsüz bir geçişe hayır demeyecek miydi? farklı bir kesim de, yahudilere osmanlı'nın yahudilere kucak açtığından dem vuruyor? iyi de türkiye cumhuriyeti vatandaşı değil misin sen? 1934'teki trakya olaylarından haberdar mısın? ya da 769 yahudiyi barındıran ve batmasından dolayı 768 kişiye mezar olan struma gemisi'nden? başka bir güncel örnek, ceylan önkol öldüğünde bir astsubayın hazırladığı fezlekede ''köy ve mezralardaki insanlar terörü destekliyor... ceylan’ın akrabası pkk’nın dağ kadrosunda... devletten tazminat, para almak için çalışıyorlar...” gibi ibareler mevcuttu. buradan ne anlamamız gerekir? demek ki aile ceylan'ın ölümüne üzülmemiş, fırsattan istifade ederk bunu kullanıp para kazanma derdine düşmüş. bu bakış açısı bana çocuklarını ispirtoyla kör edip sokağa dilenci olarak yollayan ajitasyon sosuyla bulandırılmış filmleri aklıma getirmişti benim. söylemek istediğim şey, israil'in devlet terörüne gösterilen tepki kadar toplumun her kesimi ceylan önkol, festus okey, hrant dink gibi isimlere de sahip çıksaydı, devlet terörünü sorgulamak için bir şansımız olacaktı, tabii müslüman türk değiller, ermeni, nijeryalı veyahut ''bölücü'' tayfadan onlar...

bir ikincisi, bir takım milliyetçilerin ise gündeminde 'şehitlere verilen tepki neden bu kadar toplumsallaşmamıştı?'' tadında bir soru vardı. şimdi, 1897'de isviçre'nin basel kendine düzenlenen siyonizm kongresinde alınan kararların tümevarımı arz-ı mevud'dur ( tevrat'ta geçer. fırat ve nil arasındaki bu toprakları israiloğullarına vaat edilmiştir ve her siyonistin amacı bu vaadin gerçekleşmesini sağlamaktır.) ve her siyonistin megalo ideasıdır. mezopotamya'ya hakim olma ülküsü henüz israil kurulmadan önce de vardı. bu sebeple kuzey ırak'taki yahudileri ve barzani aşiretini her daim piyon olarak kullanmayı bildi siyonizm diasporası. mossad'ın pkk ile ilişkisi ilk bu zamanlarda gerçekleştiği söylenir. bunlar için resmi bir kanıt yoktur ama güçlü bir iran, güçlü bir türkiye zayıf bir israil demektir. çünkü ortadoğu coğrafyası'nda üç güçlü ülke var, israil, türkiye ve de iran. diğer ülkeler temelsiz ideolojilerinde, krallıklarında zaten yeterince güçsüzler. zaten geçmiş zamanlarda israillilerin peşmergeleri eğittiği ingiliz bbc istasyonun'dan öğrenmiştik. sonuç olarak, binlerce askerimizi şehit eden pkk güçlerini kuzey ırak’ta askeri eğitimden geçiren ve siyasal destek sağlayan ülke ile, mavi marmara gemisindeki insanları öldüren de israil devletidir. çünkü terör örgütü pkk'nin toplumsallaşmasını da, eğitilmesini de devletler sağlamıştır. özal'ın körfez savaşı zamanında izin verdiği çekiç güç olayından sonra ölen pkklilerde bulunan amerikan yapımı silahlar buna da örnektir.bu insanlara tavsiyem, dünyaya bakış açılarını ''kahrolsun pkk'' sloganından da öteye açsınlar devletlerin yarattığı terörlerin farkına varsınlar.

1 Haziran 2010 Salı

özgür müsün?

beton ormanın avcı ruhları kapılar ardında
açlık kodlarının şifresini daha çözememiş ama
sürtünüyor birbirine, yağmalıyorlar.

(Özgürlük nedir?)

Yazıya özgürlük nedir diye başlayıp bir soru işareti koyabilirim. Sonra da ''kişinin önüne sunulan yada kendi iradesiyle yaratmış olduğu seçenekler arasından bir seçim yapması veya bunlar arasından hiçbirini seçmemesidir'' tadında kelimelerle devam ederim. Ama bu bana göre sadece özgürlüğün temel kavramıdır. Gerçi, İran'da Ahmedinejad ülkenin batı müziği dinlemesini yasaklıyor, Amerika'da ise Bush ülkenin tüm mail akışının denetlenmesini istiyordu. Çok macera dolu Amerika, çok özgür değil mi Rafet El Roman? Benzer şekilde, 1939'da Hitler Polonya'yı işgal ettiğinde iç düşmanlar belli idi: Yahudiler, komünistler, entelektüeller vesaire.. Aynı şekilde İsrail, ellerinde taş olan çocukların, dövizlerinde evlatlarının fotoğrafları olan annelerin kollarında olan boşluğu ''terörist'' yaftasıyla doldurmak istiyor. ''Teröristler!'' der içinizden bir ses onlara. İçinizdeki o ses resmi ideolojinin de etkisiyle sizi kontrol altına alır, vicdanınıza hükmeder. Devletler sizi özgür yapmaz.

Özgür birey sorumludur. Böylece sorumlu insanın da özgür olması gerekir. Eğer bir kişi ben sorumlu bir insanım diyorsa, neden sorumlu olduğunun da bilincinde olması gerekir. Gerçekten sorumlu bir insan bütün bir insanlıktan sorumludur, bütün bir insanlıktan sorumlu olmak için de geniş bir bilinç çerçevesine sahip olmak gerekir. Ama dünyanın nereden gelip nereye gittiğine, toplumsal yaşamın hangi süzgeçlerden geçip de ne şekilde devam ettiğini idirak edemeyen bir insanın evrensel düzeyde sorumlu olması mümkün değildir. özgür değildir. Kısa vadede dar bir alanda kısa paslaşmalar yapabilir elbette. Eşine karşı sorumludur, çocuklarına karşı sorumludur, patronuna karşı sorumludur ama dünyaya karşı sorumlu değildir.

Zaten şu anki bir düzende insanların tam anlamıyla özgür olmasından bahsedilemez. İnsanlar gündelik yaşam koşullarına o kadar kendilerini kaptırmış vaziyetteler ki eğer bir otomobil konusunda insanların birbirleriyle yarışı bittikten sonra dekorasyon konusunda yeni bir yarış başlıyor. Popüler kavramlarla içli dışlı olunuyor. İnsanları gözlemlediğim kadarıyla çoğunluğunu insani gereksinimler doyurmuyor. Roman'da insanı yakalamak, şiir okurken hayatın iliğini emmek ve de toplumsal olaylar hakkında söz sahibi olmak gibi bir telaşları yok.

Neden mi? Çünkü İsrail bu insanları turnusol kağıdı gibi gün yüzüne çıkardı ve bu toplum ikiye ayrıldı.

Siyonizmin kurucusu Herlz'in ruhu şad olmuştur. 1948'den bu yana Yahudi kavmi artık özgür, kendilerine ait hem de vaat edilmiş topraklarda bir ulus devlete sahipler. Son yapılanla ise Siyonistlerin bu ülke karşılığında ruhlarını şeytana sattığı anlaşıldı. (Zaten bilenler çoktu bunu)

Harun Yahya ismini her gördüğüm mekanda kendisinin dehşet verici antisemit kitapları ile göz göze geliyorum. Bana bakıyorlar, ''Yahudiler kaka dostum, al da bilgilen'' diyor o kitaplar bana. Harun Yahya'nın yağlı saçları ise gözümü delip geçiyor. Güneş gözlüğüm olmadığı için yoluma devam ediyorum. İnceleme fırsatım olmuyor Ah! Şimdi de ümmetçilerin sloganları kulaklarımı tırmalıyor. Walkman'im de olmadığı için koşarak uzaklaşıyorum sokaklardan, caddelerden. Sonra eve geliyorum, internette nefret mesajları! Kaçış yok! Bir yandan faşist sağ, bir yandan da gerici sağ, kaynak olarak Alman Nasyonal Sosyalizminden ve Hristiyan Nazizmin'den alan yurdum insanının (Şöyle ki, Avrupa'da bir zamanlar Yahudi ayinlerinde Hristiyan çocukların kurban edildiği söylentisi,Fransa'dan, İngiltere'den, Almanya, İtalya ve İspanya'dan kovulmaları, Yahudilerin faizle borç verme yasağı, Dreyfus olayı vesaire) bir takım eklemelerle pazara sunması ve içerdiği bilgilerin beni bırakın, sıradan bir Alman faşistini bile şaşırtma olasılığı tekrardan bana biz özgür müyüz sorusunu sordurtuyor.

Hayır değiliz.

Çünkü İsrail devletinin varlığını dahi meşru görmek ve bu devletin politikalarını sorgulamak başka bir şeydir, tüm Yahudilerin bu devletin siyasetlerinden sorumlu olduğunu ileri sürmek, Harun Yahya'nın kitaplarını okumak başka bir şeydir. Birincisi bir siyasi tavır olarak antisiyonizmdir, ikincisi ise bir tür hastalıktır, ırkçılıktır. Sen değil miydin Neo-Naziler Almanya'da Türklere ait ev ve işyerlerini kundaklamalarına sinirlenen? Ne oldu da şimdi elin Hitler'in sözlerini paylaşmaya gidiyor? Yoksa milliyetçiliğin iki yüzlülüğüne mi kurban oldun? Evet, Hitler belki de ilk defa işer yaradı. Sanalda, kendi başına değil de başkasının yazdığı-çizdiği-düşündüğü olgular üzerinden "sharing" yapan, hiçbir orijinal fikir üretemeyen bir nesil var artık.

Siyonistler ve antisemitistler şunu anlamıyorlar;

İsrail sorunu dün ortaya çıkmadı. Hitler'in hepsini öldürememesiyle de ortaya çıkmadı. Hamas'ın kuruluşu ile de ortaya çıkmadı. Filistinlilerin taş ve roket atmalarıyla ortaya çıkmadı. 62 yıl önce, bir grup insanın gelip silah zoruyla yerli halkı kovması ve dışlamasıyla ortaya çıktı. 62 yıldır yaşanan her olay her talihsizlik her cinayet temelde yatan bu haksızlıktan dolayı kaynaklanıyor. Filistinliler her yolu denediler. Silah kullandılar, Oslo görüşmeleri yapıldı ama sonuç koca bir hiç.

Alparslan Aslan , Vakit Gazetesi'nin o malum başlığından- hedef gösteren- sonra, Danıştay'ı basmış, insanları katletmişti. Şimdi de bir tümevarıma varırsak insanlar Yahudilere saldırıyor. Hayırdır? Adalet anlayışınız Taksim'deki Yahudi esnafına küfür etmek mi? Hitler'den methiyeler düzmek mi? İsrailli bisikletçilere saldırmak mı? Sanaldan bır ırka küfretmek mi? Neyle açıklanabilir bu? Mantalitenizi sevsinler. En iyisi uzaklaşmak benim için belki de.

Sonuç olarak, bu ve buna benzer farklarıı anlamadıkça ve bir devlet terörünü ırka endeksleme gayretinde bulundukça özgür olamazsınız. Ve eğer ileride çocuklarımıza güzel bir ülke bırakmak istiyorsanız değişmelisiniz. Çünkü kendini özgür gören insan, gelecekte kendini özgür görecek insanın taslağı gibidir. Değişmek de Facebook'tan ''Vatanını seviyorsan paylaş'' emrine uymaktan geçmiyor.