20 Şubat 2010 Cumartesi

Türkiye kendi çocuklarını mahvediyor.

Çocukları hiçe saymayın. Yağmuru severim. Yağmura bakarak Djivan Gasparyan dinlemeyi daha çok seviyorum. Müziği hüzünlü çünkü. Kendisi dünyaca ünlü Ermeni duduk virtüözü bildiğiniz üzere..Neyse, e-mail kutuma bakıyorum da gelen mesajlarıdan bir tanesi aynen şu şekilde:

''Aşağlık herif, sen bir Ermeni diaporası üyesi, hümanist, kendine aydın diyen, gavur parasıyla üç kuruş etmeyen, kan emici, en az on beş babası olan omurgasız bir yaratıksın!''

Hıyanet-i Vataniye yapıyormuşum, ah bu ben yok mu! Uğruna ölmeyeceğim bir ülke düşlemek gibi bir hatam var galiba. Biraz düşündüm de, mesajı gönderenin İsrailli bir pervasızın gönderebileceğini düşündüm, nedense. Ya da Djivan Gasparyan dinlediğim için ''Ermeni dölü'' olduğumu düşünen bir tür İsmail Türüt de göndermiş olabilir.....İsrail işgali altında yaşayan Filistin halkının direnişine bir sembol aranacaksa, bu kuşkusuz taş atan çocuk imgesi olurdu. Bir tarafta tanklar, silahlar (bom!) diğer tarafta ise silahsız, ezilmiş bir yoksul halkın var olduğu bir asimetrik savaşı düşünüyorum da, taş atmak....Filistinliyiz. Türkiye'de Kürt sorunu'nun çözümsüzlük içinde beşikte sallanmasının bir sembolü olacaksa bu kuşkusuz taş atan Kürt çocuğu imgesi olurdu. Ancak bizim ülkemizde, güzeller güzeli Türkiye'de, Filistinli çocuk ile Kürt çocuğu bir görülmüyor. Sorun acaba içimizde olduğu için mi? Her Kürdü potansiyel Pkkli yaptığımız için mi? Başka bir şekilde, her çocuğu otomatikman terör destekçisi yapmak nedir?

Türkiye, 2 Eylül 1990'da yürürlüğe girmiş olan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesini 14 Eylül (yanılmıyorsam) 1990'da imzaladı, 4 Nisan 1995'te de taraf oldu. Ancak bu süre zarfında tarafı olduğu sözleşmeyi ihlal etti çok kere.Resmi rakamlara göre yazıyorum, 342 Kürt çocuğu devlet eliyle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde öldürüldü. Mizgin Özbek, Rozerin Aksu ve Ceylan Önkol bunun en bilinenleri. Devlet eliyle öldürülenlerin işledikleri cinayetlerin, ihlallerin hesabını kimse hiçbir zaman vermedi. Bilakis, 2006'da Terörle Mücadele Kanunu'nda (TMK) yapılan değişikliklerle 3.000 Kürt çocuğu yetişkinlerle aynı koşullarda sorgulanyor, tutuklu olarak yargılanıyor ve 90 yıla varan cezalara çarptırılıyorlar. Ağır ceza mahkemelerinde yargılanıyorlar, ceza mahkemelerinde de değil. Yargılandıkları süre boyunca yetişkinlerle aynı cezaevlerinde kalıyorlar, gerek sorguda gerek hapishanede kötü davranışlara maruz kalıyorlar. Üstelik sadece gösterilere katıldıkları ve taş attıkları iddiaları nedeniyle. Dahası, bu gösterilere katıldıklarına dair bir delil de bulunmuyor, çocukların %57'si gösterilerden değil, okullardan ve evlerden toplanıyor. Elleri kelepçeli götürülüp getiriliyor (Çocuk Koruma Kanunu'na muhalefettir bu durum), adliye nezaretinde temel ihtiyaçlarından mahrum bırakılıyor, 18 yaşından küçük çocuklar çocuk mahkemelerinde değil, ağır ceza mahkemelerinde yargılanıyorlar, pedagojik destek alamıyor, öğrenimlerini bırakmak zorunda kalıyorlar. Bir TMK mağduru çocuk şunu aktarıyor: ''Sağ olsun devlet baba koca bir savaş kuşağı daha yetiştirdi. Valla Pkk ne kadar uğraşsa bu kadar yapamazdı. 15inde gir içeri, 20lerin ortasında çık, ne yapacaksın, ne edeceksin, nasıl yaşayacaksın hiç birinin cevabı olmayacak, zaten içeride heba olmuş yılların getirdiği bir öfke duruyor olacak, bir de işsizlik eklendi mi, al sana saatli bomba...''

Çocuklar için Adalet Çağrıcıları aktivistleri sizlerin de desteğini bekliyor: http://www.cocuklaraadalet.com/

İzmir'de, oraya yeni gelmiş Doğulu bir çocukla tanıştım, aramızda diyalog şu şekilde: ''Sizin orada çocuklar taş atıyor, devlet sonra da ambargo koyuyor yaşamlarına.'' ''Ambar bilmem de ağbi, buradaki çocuklar taş atmıyor mu?'' ''Hayır, daha doğrusu ben hiç şahit olmadım.'' 'Peki buradaki çocuklar ne oynuyorlar?'' Djivan Gasparyan aklıma geldi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder