birkaç şey üzerine yoğunlaşmak gerekiyor sanırım. öncelikle türkiye totaliter bir ülke midir? yönetimde tekel mi istenir? yoksa insan hakları konusunda iddialı bir ülke mi olmak istiyoruz? olmak istiyorsak şu ana kadar pek bir aşama kaydedemediğimiz için daha çok çalışılması gerekir ve de bunun önceliği insana bakış açısının değişmesi birçok insan için elzemdir. insanın öz ve öz hakkı olan yaşam hakkı kutsaldır. buraya kadar herkesin hemfikir olduğunu düşünüyorum. fikir ayrılığının başladığı nokta ise şurası: insan ve suçlu ayrımı. burası aynı zamanda fikir ayrılığının sebebi olduğu gibi sorunların da başladığı yer. çünkü uluslararası hukuk literatüründen anlaşılacağı üzere ''hak'' konusunda uluslararası hukuk zanlı olarak addedilen kişinin neye dayanarak suçlu olduğu ile ilgilenmiyor, bu hukuk terminolojisinin sadece bir birey ve insan olması onun temel haklara sahip olmasına zemin sağlıyor. tamam arkadaşım, buna itiraz yöntemi âşikar: güler zere bölücüdür, masum insanları öldürmüştür. bunda da toplumumuzun büyük oranı aynı fikri taşıyor, siyasal şiddetten nefret eden ben mesela. güler zere adlı şahıs teröre yönelik eylemler içinde bulunmuş bölücü harekatın destekleyicisi konumundan zan altına alınmıştır. burada ise gözden kaçan mevzu şudur: kime göre bölücü güler zere. türkiye'ye göre. lâkin türkiye cumhuriyeti insan hakları bildirgesi'ni imzalamış ve insan hakları mahkemesi'ne üye bir devlet. bu boş yere marjinallik olsun diye yapılan bir eylem değil, bir anlamı vardır. anlamı da şudur: "bu mahkemenin aldığı kararlar ya da bu bildirgenin taşıdığı koşullar, uluslararası tüm teamüllerde geçerliği olan ve üye olan devletin var olan tüm ulusal yasalarından üstün koşullardır." şimdi yazının en başına dönersek ve insan hakları'nın sadece ''insanın sahip olduğu öz haklarla ilgilendiğini sizlere hatırlatmış olursam güler zere'nin bu bildirgeye göre çoktan serbest kalarak tedavisine dışarıdan devam etmesi sonucu doğurur.bu gibi maddeler hukukta değişmezdir. kimse hukuku kafasına göre ırgalayamaz. eğer ''ölsün gebersin gebersin de gebersin ahahhahaahha'' dediğimizde bizim hukuka saygımız yoktur, duygu vardır. ama bu duygu ise insancıl değil tehlikelidir.
ey kısasa kısasçılar! işte bu yüzden sizin sorununuz güler zere değil, insan hakları bildirgesi'nde geçen kurallar iledir. size uygun olmadığı o kadar bariz ki şu nefret mesajlarından belli çünkü en basitinden:
madde 3 -yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.
güler zere masum insanları öldürmüştür, evet. cezasını da çekmelidir ama insani koşullar altında. resmi kurum ve yetkililer, mahpusların yeterli düzeyde sağlıklı yaşam koşullarına ve tıbbi bakıma erişimini sağlamakla yükümlüdür. uluslararası standartlar, cezaevinde sağlanan tıbbi bakım hizmetinin, cezaevi dışındaki olanaklarla eşit olması düsturu üstüne oluşturulmuştur. ama bu bu ülkede oluşturulmadı. bu yüzden güler zere'ye af istenmedi, merhamet istenmedi sadece hakkı istendi. cezaevinde tedavi edilecekti ama gereklilik ihlâlinden dolayı dışarıda tedavisi istendi, zamanında çıkarılmadı. yazının ortasında da belirttiğim gibi asıl soru şudur neyi tercih etmeliyiz ya da nasıl bir hukuk düzeni istiyoruz?
güler zere bugünün resmi ideolojisi ve devlet yapısı içinde bir teröristtir. gün gelir türkiye bir islam devletine dönüşür ya da bir federasyon haline gelir, o zaman da dağa çıkan bir ulusalcıya terörist denecektir bu ülkede. bir ibda-c militanının söz hakkı olabileceği günleri de görebiliriz. iran'da bir besiç tarafından vurulan nida sultan'ı hatırlayın. şahsen içim parçalanmıştı. fakat o kızın ölümü o ülkenin yapısını benimseyen muhafazakar bir vatandaş tarafından normal karşılanmış olabilir. güler zere'nin ne davası ne de faaliyetlerinin benim için bir anlamı vardır. ilgilendiğim tek şey güler zere'nin de bir kemalist gibi, bir islamcı gibi, oldukça sıradan bir hayatı olan bir devlet memuru gibi ya da bir nekrofili gibi insan olmasıdır.
28 Mayıs 2010 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder