8 Şubat 2011 Salı

Medeniyet Kaybı

sevgili vicdan,

karanlıkta ve bir sokağın ortasında uyandık. yerimizi bilmiyorduk ki zaten. paramparça zamanlarda görüyoruz kendimizi. saydım bu sefer kaç kişiyiz diye, sen de on, ben diyeyim yirmi. sokağın bir ucu ışıltıyla parlıyordu, diğer tarafı ise kördü. karanlık kördü ama yayılıyordu. karanlığı engellememiz gerekiyordu bizlerin, ışıltıyı boğmak için yaklaşıyordu karanlık. yanımdakine bir ülkede bayraklar yükseldikçe insanlığın düştüğünü söyledim birden, çünkü sokağın ucunda ışıltı ile parlıyordu anne frank. yanımdaki garipsemezdi zaten bu söylediğimi, neden diye sormazdı. sorsa bile ben cevap veremezdim, bu tip durumlarda benden daha hızlı davrananlar vardır. nihal atsız sözümü keser ve şöyle der mesela 'türk bünyesini mikroptan temizleyecek en güzel tedavi katliamdır.' atsız bunları ilk söylediğinde trakya'da 1934 olayları vuku buluyordu. çünkü sokağın ucunda hrant dink'i gördüm. kaldırımda dümdik durup gülümsüyordu, ışıl ışıldı. uçuşan güvercinlere gülümsüyordu, onların yargılanmasına rağmen. içimden 'ışıltıya dokunurlarsa benim canım acır' dedim. sokak ortasında ve karanlıktan yavaş yavaş süzülen, yerin altından çıkan her faşist kurukafa farklı bir makyaj yapmış. ama hedefleri bir. biz ise onları engellemeliydik. sen de on, ben diyeyim yirmi kişi. o an boyunca neden çocukluğumdan akılda kalan tekerlemeyi mırıldanmayayım ki?

'biz biz idik, onbeş-yirmi kişiydik

ezildik büzüldük bir kenara dizildik.'

kan..bayrak..devlet..vatan...ulus devletlerin var olması ile, kapitalizmin filizlenmesi ile, her türlü etno-kültürel milliyetçiliğin aşırı dozda toplumsal kesimi enjekte edilmesi ile doğdu bu tip 'kutsallarımız' eh, takdir edersin ki sevgili vicdan, senin bunların arasında sesimizi duyman zor olurdu, boğulurduk. eğer bir ülkede devlet bireylerin önüne geçmiş ise o ülkede senin var olman çok zordur, belki de imkânsızdır sevgili vicdan. bu yüzden biz 'yerimizi bilmeyenler', karanlıktan nefret ettik. ulus devlet kutsallarını sevmedik. çünkü bu kutsallar bir fikirdir, insan değil. kan, bayrak, vatan, devlet kavramlarını birincil yaşamsal statü haline getiren bir devlet gücü her yerde ve her zaman çok kolay bir şekilde zorba olmaz mı? karanlığın içine hapsolmaz mıyız? evet, belki bu 'kutsalların' gücü ilk başta insanı cezbedebilir, başlarda o insan muntazam gelebilir ama bu durum gitgide canavarlaşmadı mı? bir etnik kimlik ve bir din, daha biz doğmadan önce ebeveyn ve devlet onayı ile bize bahşedilmedi mi? devletin kutsallarını yaratma aşamasında bizlere 'önerdiği' çelikten bir kimlik dayatmasına maruz kalmadık mı? eh, bunun sonucunda da bizi biz yapan değerlerden ayrışıp öngörülen insan 'genotipine' uygun olarak toplumda var olmadık mı?

korku önemli bir şeydir sevgili vicdan. çünkü hangi ulus devlet olursa olsun, ne kadar güçlü olursa olsun, sadece kaba kuvvetle varlığını idame ettiremez. bu nedenle toplum nezdinde 'kabul görmesi' için çeşitli enstrümanlara başvurur. 'kutsallar' buradan gelir. ve ulus devletlerin, kapitalistlerin esamesinde senin yerin okunmaz. sevgili vicdan, sen uzun süredir olmadığın için ne oluyor biliyor musun?

filistin'de bakkala gidemiyorsun. güneydoğu'da koyun otlatmaya çıkamıyorsun bir misket bombası, bir havan topu seni buluverir. eksikliğin sonucu işgal altında yaşayan ıraklıların(filistinlilerin) temel haklarınının amerika (israil) tarafından yıllarca gasp ediliyor. bu durumun hâlâ pervasızca devam etmesi senin eksikliğindir. eğer insan hakları ve özgürlüklerine karşı enternasyonal bir mücadele veriyor olsaydık, bu trajedi çoktan bitmiş olacaktı. ancak senin eksikliğinde hayata bakış açısı dillere, dinlere, etnisiteye göre değişiklik gösteriyor. eğer kutsallarınız la beraber süper bir güç iseniz, sizin insanlarınıza yapılan saldırılara yanıt vermek meşru bir refleks oluyor, ama tersi ise açıkçası hiçbir şey olmuyor. yanılıyor muyum sayın bush?

eğer bir ülkede gazze'de öldürülenleri çoğunlukla muhafazakâr kesim sahipleniyorsa, eğer başörtülü kadınların üniversite mücadelesini yine çoğunlukla muhafazakâr kesim yürütüyorsa, ceylan önkol'u sadece başka bir kesim, serap eser'i bambaşka bir kesim sahipleniyorsa, alevilerin dertleri sadece alevileri kara kara düşündürüyorsa, festus okey'i, hrant dink'i uğur mumcu'yu rachel corrie'yi aynı anda sahiplenmezsek ne oluyor biliyor musunuz?

karanlık yayılıyor. karanlığın içinden bir israil buldozeri, bir siyonist, bir beyoğlu polisi, gözü dönmüş bir asker ve bunları siyasi düzlemde destekleyen ve eski defterlerini açtıkça içinden oluk oluk kan akan, dergileri ile fasikül fasikül pislik saçan, uluyan bir güruh yayılıyor. vicdan tektipleşiyor.

kabûl. karanlığı bu evrede engelleyemedik. peki harun tekin'in dediği gibi 'yine mi hüzün var, niye?' mi demeliyiz? hayır! çünkü aynı anda 'hepimiz ermeniyiz' 'festus okey'i unutmadık' 'serap, ceylan edi bese', 'yaşasın intifada, kahrolsun siyonizm' diyen her insan bu sisteme tokat atıyor, darbe vuruyor. çünkü bu dünyanın sistemi aslında böyle değil, kültürü böyle değil. bu toprakların esas kültürü kardeşliğimizdir. inanıyorum ki, an gelecek, karanlığı yenilgiye uğratacağız. bu karanlık bitecek, kucaklaşacağız.

ne mutlu enternasyonalistim diyene. ne mutlu vicdan sahibiyim diyene.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder